Korkutma nedenine dayalı tapu iptali ve tescili, İradeyi bozacak tehlike, Şizoid, Paranoik bozukluk ve İkrah
Korkutma nedenine dayalı tapu iptali ve tescili, İradeyi bozacak tehlike, Şizoid, Paranoik bozukluk ve İkrah
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2017/1-1212
K. 2021/304
T. 18.3.2021
6098/m. 37/1
818/m. 29/1, 30
ÖZET : Dava, korkutma nedenine dayali tapu iptali ve tescil istemine iliskindir. Olayda, oglunun psikolojik durumu, sinirli karakteri ve geçmiste yasanan bir takim olaylar nedeniyle davacinin korku duymasi mümkün olmakla birlikte bu korkunun iradeyi bozacak nitelikte agir ve derhal meydana gelecek bir tehlikeye iliskin oldugu söylenemez. Dolayisiyla ikrahin sartlari gerçeklesmemis olup, mahkemece davanin reddine karar verilmelidir.
Açiklanan nedenlerle, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararina uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykiri oldugundan direnme karari bozulmalidir.
DAVA : 1. Taraflar arasindaki “tapu iptali ve tescil” davasindan dolayi yapilan yargilama sonunda, Bakirköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanin kabulüne iliskin karar davali vekilinin temyizi üzerine Yargitay 1. Hukuk Dairesince yapilan inceleme sonunda bozulmus, Mahkemece Özel Daire bozma kararina karsi direnilmistir.
2. Direnme karari davali vekili tarafindan temyiz edilmistir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra geregi görüsüldü:
KARAR : I. YARGILAMA SÜRECI
Davaci Istemi:
4. Davaci vekili 03.08.2011 tarihli dava dilekçesinde; Istanbul Ili, Bakirköy Ilçesi, 198 ada 10 parsel sayili ana tasinmazdaki 3 ve 6 numarali bagimsiz bölümlerin müvekkili tarafindan gerçek iradesine aykiri olarak, tehdit ve korkutma sonucunda zorla oglu…’e devredildigini, …’in tek erkek evlat olup anne ve babasinin yasliligindan istifade ederek, gerek dava konusu tasinmazlari gerekse Üsküdar’da anne adina kayitli olan tasinmazlari tapuda satis göstererek üzerine aldigini, psikolojik sorunlari olan ve tedavi gören…’in defalarca anne ve babasini dövdügünü, tasinmazlari devretmemeleri halinde her ikisini de öldürmekle tehdit ettigini, ikrahin ancak…’in 31.10.2010 tarihinde ölümü ile ortadan kalktigini, tasinmazlarin ise kizi olan davaliya intikal ettigini ileri sürerek, tapu kayitlarinin iptali ile davaci adina tesciline karar verilmesini talep etmistir.
Davali Cevabi:
5. Davali vekili cevap dilekçesinde; davanin bir yillik hak düsürücü süre içerisinde açilmadigini, müteveffa…’in davaci ile baba ogul olmasina karsin her bir bagimsiz bölüm için 6.000,00TL ödeyerek tasinmazlari satin aldigini, davacinin hiçbir baski altinda kalmadan hür iradesi ile islemi gerçeklestirip tapu müdürü önünde bedeli aldigini beyan ettigini, devir tarihinde yasli olmayip hukuki islem ehliyetine sahip oldugunu, kirkbes yil boyunca oglu ile birlikte yasadigini, …’in anne ve babasini tehdit ettigi ve dövdügü iddiasinin dogru olmadigini, aksine sürekli olarak onlari koruyup kolladigini, Almanya’da üniversite okudugunu ve maddi durumunun son derece iyi oldugunu, tapudaki islem tarihinden itibaren üç yil geçmesine karsin davacinin herhangi bir suç duyurusunda bulunmadigini, Almanya’da sikayetçi olarak oglunun kendisine yaklasmasina çok kolay bir sekilde engel olabilecegi hâlde bunu yapmadigini, Üsküdar’da bulunan isyeri için de devir tarihi üzerinden onbes yil geçmesine karsin Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/254 E. sayili dosyasinda dava açildigini, esasen tasinmazlar oglu adina kayitli iken bir sakinca görmeyen davacinin tasinmazlarin miras yoluyla torununa kalmasini hazmedemedigini ve tamamen kötü niyetli olarak dava açtigini, …’in ölümünden sonra gelini ve torununu döverek evden attigini, oysa ki müteveffa oglunun Türkiye’deki tüm islerini aldigi vekâletname ile davacinin yürüttügünü, ikrahin sartlarinin gerçeklesmedigini savunarak, davanin reddine karar verilmesini istemistir.
Ilk Derece Mahkemesi Karari:
6. Bakirköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 02.10.2013 tarihli ve 2011/383 E., 2013/413 K. sayili karari ile; toplanan tüm delillere göre davacinin oglu olan… ile birlikte Almanya’da yasadigi, …’in uyusturucu madde kullandigi, tedavi gördügü ve çalismadigi, sürekli olarak anne ve babasini öldürmekle tehdit ederek mallarini istedigi, davacinin tehdit ve korku nedeniyle dava konusu tasinmazlari ogluna karsiliksiz olarak tapuda devrettigi, …’in 31.10.2010 tarihinde vefat ettigi, bu tarihe kadar tehdit ve baskilarin sürmesi nedeniyle ancak ölümünden sonra davaci babanin bu davayi açtigi ve bir yillik hak düsürücü sürenin dolmadigi, tasinmazlarin kesifte belirlenen gerçek degerinin de tapuda gösterilen bedelden çok yüksek oldugu gerekçesiyle davanin kabulüne karar verilmistir.
Özel Daire Bozma Karari:
7. Mahkemenin yukarida belirtilen kararina karsi davali vekili süresi içerisinde temyiz isteminde bulunmustur.
8. Yargitay 1. Hukuk Dairesinin 02.03.2015 tarihli ve 2014/3673 E., 2015/3079 K. sayili karari ile;
“…Somut olaya gelince, çekismeli tasinmazlarin temlik edildigi … davacinin ve esinin tek erkek evladi olup, gerçekten de psikolojik rahatsizliklarinin bulundugu, …’nin anne-babasi kardesleri ve birlikte yasadigi kadin ve ondan olma çocugu davali ile Almanya’da ayni evde oturduklari bilahare ayri evlere tasindiklari, tarafsiz taniklarin …’nin kibar birisi olup, anne babaya saygisizlik yapacak kisilikte olmadigini bildirdikleri, buna karsilik davacinin kizlarinin ise yine tanik olarak dinlendikleri ve tasinmazlarin ikrah suretiyle …’ye devredildigini ifade ettikleri, …’nin ölümünden sonra davaci ve esinin torunlari davali ile görüsmek istedikleri ancak davalinin bunu kabul etmedigi gerekçe olarak da davacinin annesini dövmesi olarak gösterdigi; davacinin esi Parlak tarafindan da …’ye 1996 yilinda iki adet bagimsiz bölüm temlik edildigi, yine ikrah hukuksal nedenine dayali olarak anne tarafindan da eldeki dava ile ayni tarihte iptal tescil davasi açildigi ve derdest oldugu toplanan deliller ve tüm dosya içeriginden anlasilmaktadir.
Taraflar Almanya’da yasamakta olup, davacinin ikraha maruz kalmasi halinde yetkili mercilere basvurdugunda gereginin yapilacagi kuskusuzdur.
Ne var ki; davaci böyle bir basvuru yapmamistir. Esasli korkuya maruz kalan, hatta korkutularak tasinmazlari elinden alinan kisinin hiçbir makama basvuru yapmamasi hayatin olagan akisina terstir. Kaldi ki, anne de ikraha maruz kaldigini iddia etmisse de, temlikten itibaren …’nin ölümüne kadar 14 yil geçmis olup, bu süre zarfinda sürekli tehdit altinda yasanmasi hiçbir mantikla izah edilemez. Her ne kadar davacinin kizlari ikrah suretiyle temlikin yapildigini bildirmislerse de kizlar bu davanin kabulü halinde çikari olan kisiler olduklarindan onlarin beyanlarina degil de tarafsiz taniklarin beyanlarina itibar edilmesi gerektigi açiktir.
Tüm bu açiklamalar isiginda temlikin iradi oldugu, ikrahin kosullarinin gerçeklesmedigi anne ve babanin tasinmazlarini tek erkek evlatlarina maletmek istedikleri ancak onun ölümü üzerine tasinmazlarin evlilik disi toruna kalmasi üzerine eldeki davanin açildigi sonucuna varilmaktadir.
Hal böyle olunca davanin reddine karar verilmesi gerekirken, yanilgili degerlendirme ile yazili sekilde karar verilmesi dogru degildir,… gerekçesi ile karar oy çokluguyla bozulmustur.
Direnme Karari:
9. Bakirköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23.02.2016 tarihli ve 2015/492 E., 2016/46 K. sayili karari ile; davacinin oglu…’in uyusturucu madde kullandigi, sinirli ve saldirgan bir yapiya sahip oldugu, birçok kez anne, baba ve kardeslerine küfür ve tehditler savurdugu, onlara karsi siddet uyguladigi, yine çok kez anne ve babasini odalarina hapsettigi, kesici ve delici aletlerle tehdit ettigi, uyusturucu madde bagimliligi nedeniyle uzun yillar psikolojik tedavi gördügü, bir iste çalismadigi, anne ve babasinin gelirine el koyarak yasamini sürdürdügü, bu kisilik yapisindan kaynaklanan saldirgan ve tehlikeli davranislari nedeniyle anne, baba ve kardeslerinin ondan çok korktuklari ve davacinin kendisine, esine veya çocuklarina bir zarar verir korkusu ile dava konusu tasinmazlari ogluna devretmek zorunda kaldigi, buna göre ikrahin sartlarinin olustugu, oglu sag iken ondan korkan davacinin yetkili makamlara basvurmasinin beklenemeyecegi, …’in ölümü ile korkunun etkisinin ortadan kalktigi ve bir yillik hak düsürücü süre içerisinde dava açildigi gerekçesiyle önceki kararda direnilmistir.
Direnme Kararinin Temyizi:
10. Direnme karari süresi içinde davali vekili tarafindan süresinde temyiz edilmistir.
II. UYUSMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyusmazlik; somut olayda toplanan deliller ve tüm dosya kapsamina göre davaya konu tasinmazlarin korkutmanin (ikrahin) etkisi ile temlik edilip edilmedigi, varilacak sonuca göre davanin reddine karar verilmesinin gerekip gerekmedigi noktasinda toplanmaktadir.
III. GEREKÇE
12. Bilindigi üzere, özel hukukta kisilerin irade özgürlügüne sahip olduklari ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altina girecekleri temel bir ilke olarak benimsemistir. Bu temel ilkenin dogal sonucu olarak da borçlar hukuku alaninda sözlesme özgürlügü ilkesi esastir. Bu ilke sayesinde kisiler özel borç iliskilerini, hukuk düzeninin sinirlari içerisinde yapacaklari sözlesmelerle özgürce düzenleme olanagi bulmaktadir. Bu baglamda kisilerin islem (sözlesme) iradelerinin saglikli olmasi ve gerçek iradelerini yansitmasi büyük bir önem tasimaktadir.
13. Hukuki islem, hukuk düzenince bizzat belirlenen sart ve sinirlar içinde, kisinin arzu ettigi amaçlara uygun hukuki sonuçlar doguracagini kabul ettigi irade beyanidir. Bu tanimdan da anlasilacagi üzere irade açiklamasi, bir hukuki islemin temel kurucu unsurudur. Bu nedenle hukuki islemin geçerli ve amacina uygun bir hukuki sonuç dogurabilmesi için o hukuki islemi yapan kisi veya kisilerin saglikli bir sekilde olusmus iradelerinin bulunmasi ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun sekilde açiklanmasi gerekmektedir. Ancak çesitli nedenlerle kisinin islem iradesi olusum ya da açiklama asamasinda sakatlanabilir. Bu sakatlik, iradenin özgür bir biçimde olusmadigini veya gerçek iradeye uygun sekilde açiklanmadigini gösterir.
14. Bir sözlesme yapilirken taraflardan birinin islem iradesinin olusum veya beyani asamasinda ortaya çikan sakatliklara irade bozuklugu denir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. b., Ankara 2017, s. 392).
15. Irade bozuklugu hâlleri mülga 818 Sayili Borçlar Kanunu’nda (BK) “Rizadaki fesat” basligi altinda “Hata”, “Hile” ve “Ikrah” olarak 23 ila 31. maddeler arasinda hükme baglanmis iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüge giren 6098 Sayili Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ila 39. maddeleri arasinda bu defa “Yanilma”, “Aldatma” ve “Korkutma” basliklari altinda düzenlenmistir.
16. Türk hukukunda irade bozukluguna baglanan yaptirim ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli degildir. Mülga BK’nin 23 ve devami maddelerinde …ilzam olunamaz. (BK.23), …o akit ile ilzam olunmaz. (BK.28), …kendi hakkinda lüzum ifade etmez (BK.29/I), TBK’nda ise … bagli olmaz. (TBK.30), …sözlesmeyle bagli degildir. (TBK.36 ve 37/1) seklindeki ibareler kullanilmak suretiyle irade bozukluguyla yapilan sözlesmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi baglamayacagi öngörülmüs ve bu kisiye belli bir süre içerisinde kullanabilecegi iptal hakki tanimistir. Ancak karsi taraf sözlesme ile bagli olup, irade bozuklugu hâllerinin yaptirimi tek tarafli baglamazliktir. Görülecegi gibi irade bozuklugu hâlleri, tüm hukuki islemler yönünden oldukça önem tasimakta ve kosullari olustugu takdirde yapilan islemin iptal edilmesi sonucunu dogurmaktadir.
17. Kanunlarimizda iradeyi bozan sebepler üç durum olarak hüküm altina alinmis olup, yanilma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) gerçeklesme biçimleri bakimindan birbirinden farklidirlar. Ayrica irade bozuklugu sadece sözlesmelere özgü bir sakatlik hâli olmayip, tek tarafli hukuki islemler için de geçerlidir.
18. Korkutma (ikrah); bir kisinin yapmak istemedigi bir hukuki islemi, yapmadigi takdirde kendisinin veya yakinlarindan birinin zarara ugratilacagi tehdidiyle yapmasi hâlinde ortaya çikar. Böyle bir durumda kisinin gerçek iradesi ile korkutma sonucunda açikladigi iradesi birbiriyle uyumlu degildir. Korkutma hâlinde bozukluk iradenin beyaninda degil, iradenin olusumundadir.
19. TBK’nin 37/1. (BK m. 29/1.) maddesine göre taraflardan biri, digerinin veya üçüncü bir kisinin korkutmasi sonucu bir sözlesme yapmissa, sözlesmeyle bagli degildir. Ancak bir sözlesmenin korkutma ile sakatlanabilmesi, diger bir anlatimla korkutmanin hukuken dikkate alinabilmesi için bazi sartlarin varligi aranir.
20. Bu sartlar, somut olayda iptal istemine konu temlikin yapildigi tarihte yürürlükte bulunan 818 Sayili BK’nin “Ikrahin sartlari” basligini tasiyan 30. maddesinde;
“Ikrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran kendisinin yahut yakin akrabasindan birinin hayat veya sahis veya namus yahut mallari agir ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz olduguna kanaat getirdigi takdirde ikrah, muteber addolunur.
Bir hakkin veya kanuni salahiyetin istenecegi ve kullanilacagi tehdidi ile müzayakaya düçar olan kimsenin yaptigi akit, tehdit eden için fahis menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahi muteber addolunmaz. Fakat fahis menfaatler istihsali için tehdit olunan tarafin müzayaka halinde bulunmasindan istifade olunmus olursa bu korku nazara alinir” seklinde düzenleme altina alinmistir.
21. Bu maddeye göre öncelikle diger tarafin belirli bir hukuki islemi yapmasi için onu korkutmaya yönelik bir eylemin bulunmasi ve bu eylemin hukuka aykiri olmasi gerekir. Bu eylem, korkutulan kisinin irade ve kararina etki etme amaciyla gerçeklestirilmelidir. Bir hakkin veya kanundan dogan bir yetkinin kullanilacagi tehdidi ile (dava açilacagi, icra takibi yapilacagi, sikayet hakkinin kullanilacagi gibi) sözlesme yapildiginda ise bu hakki veya yetkiyi kullanacagini açiklayanin, diger tarafin zor durumda kalmasindan asiri bir menfaat saglamis olmasi hâlinde, korkutmanin varligi kabul edilir. Bu hükümle kisilerin hak ve yetkilerini kanunun öngördügü amaç ve sinirin disina çikarak, bir sözlesmenin yapilmasinda tehdit unsuru olarak kötüye kullanilmasi engellenmek istenmistir.
22. Ikinci olarak eylemin karsi tarafta esasli bir korku uyandirmis olmasi, yani karsi tarafin kendisine veya yakinlarina yönelmis agir bir tehlike söz konusu olmalidir. Bu tehlike, onlarin hayat ya da kisilik haklarina yönelik olabilecegi gibi namus yahut mal varligina yönelik de olabilir. Belirtilmelidir ki tehdidin yöneldigi hayat, kisilik haklari, namus gibi olgular Kanun’da sinirlayici olarak sayilmamistir. Yine tehdit karsi tarafin kendisine ya da yakin akrabalarindan birine yönelmis olabilir. Ancak “yakin akraba” deyiminden kisinin sadece kan bagi ile bagli oldugu akrabalari degil, kendilerine bagli oldugu yakin çevresini olusturan kisiler anlasilmalidir. Nitekim 6098 Sayili TBK’nin 38. maddesinde “yakin akraba” ibaresi yerine, “yakinlarindan biri” ibaresi kullanilmistir. Tehdidin esasli olup olmadigi ise korkutulan kisinin hâl ve mevkiine yani tehdide maruz kalan kisinin sübjektif durumuna (kadin veya erkek olusu, yasi, kültürü, yetisme tarzi, meslegi, egitim ve ekonomik durumu vb.) göre belirlenmelidir. Bu belirlemenin her somut olayin kendi özelliklerine göre yapilacagi kuskusuzdur. Tüm bu açiklamalar karsisinda her türlü tehdit eyleminin degil de ancak Kanun’un aradigi agirliktaki korkutmanin karsi tarafin karar verme serbestisini ortadan kaldirarak iradeyi sakatlayacagi açiktir. Bunun için de kisinin yapilan korkutma eylemi sonucunda kendisi veya yakinlarindan birinin zarara ugrayacagi endisesini ciddi olarak tasimasi gerekir.
23. Üçüncü sart ise tehdidin derhal vuku bulacak bir tehlikeye iliskin olmasidir. Diger bir anlatimla tehlike yakin olmalidir. Kanun, tehlikenin hem agir hem de yakin olmasini aramaktadir. Bu hükümden her tehdidin degil de sadece “agir ve derhal vuku bulacak bir tehlike” olusturan eylemlerin iptal nedeni olusturacagi sonucu çikmaktadir. Yakin tehlike ise tehdit edilen kisiye tehlikeyi önlemek için gerekli tedbirlere basvurma imkâni birakmayan tehlikedir. Tehlikeyi önleme olanagi mevcut ise yakin bir tehlikenin varligindan bahsedilemez. Korkutmanin açiklanan bu kosullari 6098 Sayili TBK’nin 38/1. maddesinde; “Korkutulan, içinde bulundugu durum bakimindan kendisinin veya yakinlarindan birinin kisilik haklarina ya da malvarligina yönelik agir ve yakin bir zarar tehlikesinin dogduguna inanmakta hakli ise, korkutma gerçeklesmis sayilir” seklinde ifade edilmistir.
24. Son sart ise korkutma eylemi ile yapilan sözlesme arasinda illiyet baginin bulunmasidir. Illiyet baginin bulunmasi için de korkutmanin, korkutulan kisinin islem yapma iradesi üzerinde dogrudan etki etmesi ve hukuki islem ya da sözlesmenin ikrahin etkisiyle yapilmis olmasi gerekir. Sebep sonuç baginin varligini kabul için korkutma konusu tehlikenin gerçeklesme ihtimalinin sözlesmenin kuruldugu anda mevcut olup, devam etmesi gerekir.
25. Korkutma (ikrah) ile beden üzerinde fiziki kuvvet kullanmanin (zorlamanin) farkli seyler oldugunu da belirtmek gerekir. Zorlama maddi ve manevi olabilir. TBK’nin 37 ile 38. maddelerinde düzenlenen korkutma manevi zorlama durumunda söz konusu olur. Korkutma, korkutulanin zihince istenilen sekilde karar vermeye zorlayip yönelten bir eylemdir. Kisinin bedeni üzerinde kullanilan kuvvet (maddi zor) hâlinde ise kisinin hiçbir sekilde sözlesme yapma iradesi bulunmadigindan sözlesmenin kuruldugundan söz edilemez.
26. Diger taraftan hâkim, taraflar arasinda uyusmazlik konusu olan vakialarin gerçeklesip gerçeklesmedigini kural olarak kendiliginden arastiramaz. Bir olayin gerçeklesip gerçeklesmedigini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacagi hususu; 4721 Sayili TMK’nin 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadikça, taraflardan her biri, hakkini dayandirdigi olgularin varligini ispatla yükümlüdür” seklinde düzenlendigi gibi usul hukukunun en önemli konularindan biri olan ispat yükü kurali, 6100 Sayili Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde de “Ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadikça, iddia edilen vakiaya baglanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çikaran tarafa aittir” seklinde hüküm altina alinmistir. Bu hükümler uyarinca ispat yükü, korkutma (ikrah) nedeniyle iradesinin sakatlandigini ileri süren davaci tarafa aittir. Davacinin ikrahin varligini yukarida açiklanan kosullar kapsaminda ispat etmesi gerekir.
27. Ayrica, hata, hile ve ikrah iddialarinin senede baglanmasi mümkün olmadigindan senetle ispat edilmesinde maddi imkânsizlik vardir. Bu nedenle hukuki islemlerdeki irade bozuklugu iddialari, HMK’nin 203/1-ç maddesinde senede karsi senetle ispat zorunlulugunun istisnalari arasinda sayilmistir. Sözlesme resmî senetle yapilmis olsa dahi TMK’nin “Resmî belgelerle ispat” kenar baslikli 7. maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olgularin dogruluguna kanit olusturur. Bunlarin içeriginin dogru olmadiginin ispati, kanunlarda baska bir hüküm bulunmadikça, her hangi bir sekle bagli degildir” hükmünü tasidigindan, korkutma (ikrah) olgusunun tanik dâhil her türlü delille ispati mümkündür.
28. Tüm bu açiklamalar kapsaminda somut olaya gelindiginde; Istanbul Ili, Bakirköy Ilçesi, Osmaniye Mahallesi, 10 parsel sayili tasinmazda davaci adina kayitli 5 ve 6 numarali bagimsiz bölümler 05.05.2008 tarihinde toplam 12.000YTL bedelle davaci ve esinin tek erkek evladi olan…’e satis suretiyle temlik edilmis olup, … uzun yillar boyunca anne ve babasi ile birlikte Almanya’da yasadiktan sonra 31.10.2010 tarihinde vefat etmistir. Davaci baba tasinmazlari psikolojik sorunlar yasayan oglunun tehdit ve korkutmasi nedeniyle devretmek zorunda kaldigini ileri sürerek eldeki davayi açmistir.
29. Gerçekten de Almanya’da psikiyatri doktorlari tarafindan düzenlenen rapora göre…’in bir takim psikolojik rahatsizliklarinin bulundugu, davaci tanik beyanlarina göre de uyusturucu kullandigi, sinirli yapida olup anne ve babasina hakaret ve küfürler ettigi, zaman zaman da hastane ve klinikte yatarak tedavi gördügü anlasilmakta ise de davaci tanik beyanlarinin ikrahin gerçeklestigini kabul etmek için yeterli oldugunu söyleme olanagi bulunmamaktadir. Çünkü yukarida açiklandigi gibi ikrahin sartlarindan biri de tehdidin derhal vuku bulacak bir tehlikeye iliskin olmasidir. Yakin tehlike ise tehdit edilen kisiye tehlikeyi önlemek için gerekli tedbirlere basvurma imkâni birakmayan tehlikedir. Tehlikeyi önleme olanagi mevcutken yakin bir tehlikenin varligindan bahsedilemez. Bu nedenle Almanya’da yasayan ve Türkiye’ye de gelip giden davacinin ciddi bir ikraha maruz kalmasi hâlinde yetkili mercilere basvurup tehlikeyi önleme imkânina sahip oldugu açiktir. Oysa ki tasinmazlarin devrinden sonra oglunun öldügü tarihe kadar aradan üç yila yakin süre geçmis olmasina karsin sürekli tehdit atinda kaldigini ileri süren davaci böyle bir basvuruda bulunmamistir. Esasli korkuya maruz kalan, hatta korkutularak tasinmazlari elinden alinan kisinin hiçbir makama basvuru yapmamasi hayatin olagan akisina uygun degildir. Dava disi anne de Üsküdar’da bulunan iki adet bagimsiz bölümünü 1996 yilinda oglu…’e devretmis, devrettigi bu tasinmazlar hakkinda eldeki davada oldugu gibi ikrah hukuksal nedenine dayali olarak ayni tarihte tapu iptali ve tescil istegi ile dava açmistir. Aradan ondört yil geçtikten sonra baba ile ayni sekilde süregelen bir ikraha maruz kaldigini iddia ederek dava açmis ise de iddianin kanitlanamadigi ve hak düsürücü sürenin geçtigi gerekçesiyle dava reddedilmis ve temyiz incelemesinden geçen ret karari onanmak suretiyle kesinlesmistir.
30. Tüm bu hususlar karsisinda oglunun psikolojik durumu, sinirli karakteri ve geçmiste yasanan bir takim olaylar nedeniyle davacinin korku duymasi mümkün olmakla birlikte bu korkunun iradeyi bozacak nitelikte agir ve derhal meydana gelecek bir tehlikeye iliskin oldugu söylenemez. Dolayisiyla ikrahin sartlari gerçeklesmemis olup, mahkemece davanin reddine karar verilmelidir.
31. Hukuk Genel Kurulundaki görüsmeler sirasinda, dosyada mevcut doktor raporlarina göre sizoid, paranoid kisilik bozuklugu bulunan…’in uzun yillar boyunca tedavi gördügü, dinlenen davaci taniklarinin da…’in sinirli ve saldirgan bir yapiya sahip oldugunu, ayrica uyusturucu madde bagimlisi olup müteaddit defalar herkesin yaninda anne baba ve kardeslerine küfür ve tehditler savurdugu, yine anne babasi ile kardeslerine karsi siddet uyguladigi, zaman zaman kesici delici aletlerle onlari tehdit edip odalarina kapattigi ve uzun süre disari çikmalarina izin vermedigi, hiç bir iste çalismadigi, geliri bulunmadigindan anne ve babasinin gelirlerine el koyarak yasamini sürdürdügü, bu kisilik yapisi nedeniyle anne ve babasinin ondan çok korktuklari, kendileri ile diger çocuklarina bir zarar verecegi korkusu ile yasamlarini sürdükleri, bunlar disinda davaci babanin 1930 dogumlu olup temlik tarihinde 78 yasinda oldugu, resmî akde göre dava konusu bagimsiz bölümlerin toplam 12.000YTL bedelle devredildigi, davalinin da cevap dilekçesinde bu miktarin ödenerek tasinmazlarin satin alindigini savundugu, oysa ki bu miktarin tasinmazlarin gerçek degerinin yaklasik yirmide biri kadar oldugu, çalismayan ve geliri olmayan…’in de Istanbul’da iki ayri bagimsiz bölümü satin alacak maddi gücünün bulunmadigi, davacinin yasi ve tüm bu olaylar silsilesi bir arada degerlendirildiginde somut olayda tasinmazlarin ikrahin etkisi ile devredildiginin sabit oldugu, bu nedenle mahkemece davanin kabul edilmesinin usul ve yasa hükümlerine uygun olup, onanmasi gerektigi görüsü ileri sürülmüs ise de bu görüs Kurul çogunlugu tarafindan benimsenmemistir.
32. Hâl böyle olunca; mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararina uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykiridir.
33. Bu nedenle direnme karari bozulmalidir.
SONUÇ : Açiklanan nedenlerle;
Davali vekilinin temyiz itirazinin kabulüyle direnme kararinin Özel Daire bozma kararinda gösterilen nedenlerden dolayi 6100 Sayili Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayili Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi geregince BOZULMASINA,
Istek hâlinde temyiz pesin harcinin yatirana geri verilmesine,
Ayni Kanun’un 440. maddesi uyarinca kararin teblig tarihinden itibaren on bes gün içerisinde karar düzeltme yolu açik olmak üzere, 18.03.2021 tarihinde oy çoklugu ile karar verildi.
kazanci.com.tr
