Mirasçının Külli Halef sıfatıyla senede karşı dava açması, İddiaların tanıkla ispat edilmesi gerektiği

Mirasçının Külli Halef sıfatıyla senede karşı dava açması, İddiaların tanıkla ispat edilmesi gerektiği

vioft2nnt8|2000BDFC6638|yunusbirbilen|tbl_sayfa|metin|0xfdff2571020000002b04000001000500

Miras davalarinda, senede karsi menfi tespit davasi açildiginda HUMK nin 290. maddesi uyarinca senede bagli olan her çesit iddiaya karsi defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini kaldiracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki islemler, ispat sinirindan az bir miktara iliskin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Ancak, mirasçilar külli halef sifatiyla degil de sadece kendi haklarina dayanarak dava açarlarsa, tanikla ispat edebilirler

T.C.

Yargitay

Hukuk Genel Kurulu

2018/1013 E., 2021/105 K.

Içtihat Metni

MAHKEMESI :Ticaret Mahkemesi

1. Taraflar arasindaki “menfi tespit ve istirdat” davalarindan dolayi yapilan yargilama sonunda, Istanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanin kabulüne iliskin karar davali vekili tarafindan temyiz edilmesi üzerine Yargitay (kapatilan) 19. Hukuk Dairesince yapilan inceleme sonunda bozulmus, Mahkemece Özel Daire bozma kararina karsi direnilmistir.

2. Direnme karari davali vekili tarafindan temyiz edilmistir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra geregi görüsüldü:

I. YARGILAMA SÜRECI

Davaci Istemi:

4. Davacilar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin muris …’in esi ve iki çocugu oldugunu, davalinin ise murisin kardesi oldugunu, davali tarafça müvekkilleri hakkinda icra takibine konu edilen 01.01.2006 düzenleme tarihli senedin muris muvazaasi nedeniyle bedelsiz oldugunu, muris …’in 29.12.2006 tarihinde vefati sonrasinda Nusaybin Ilçesi 38 parselde yer tasinmaz hissesini dava disi ablasina sattigini ögrendiklerini, bu nedenle açilan muris muvazaasi nedeniyle tapu iptal tescil davasinin müvekkilleri lehine sonuçlandigini, anilan kararin Yargitay’dan onanarak kesinlestigini, müvekkillerini miras haklarindan mahrum birakmak amacini tasiyan davalinin bu defa elindeki senede dayali olarak icra takibi yaptigini, müvekkillerinin murisi …’in agabeyi olan davali ile bu denli yüksek meblagli ticari bir iliskisinin bulunmadigini, böyle bir durumun hayatin olagan akisina aykiri oldugunu, müvekkillerinin miras haklarinin önüne geçilmek amaciyla verilen bono nedeniyle davaliya borçlu olmadiginin tespitine, bu takip nedeniyle yapilan ödemelerin istirdatina ve davalinin alacagin %20’sinden asagi olmamak üzere kötü niyet tazminatina mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmistir.

Davali Cevabi:

5. Davali vekili cevap dilekçesinde; davada hak düsürücü ve zamanasimi sürelerinin geçtigini, davaci tarafin murislerinin hayatta iken yaptigi borçlandirici islemleri ile ticari faaliyetlerinin kötü oldugunu bildigini ve bu dosyayi iliskilendirmeye çalistigi dosyanin taraflarinin dava disi … ve … oldugunu, müvekkilinin belirtilen davada taraf olmadigini, davaci tarafin taraflari bile ayni olmayan bir davaya dayanmasi nedeniyle kötü niyetli oldugunu, senedin davacilari miras hakkindan mahrum etmek için takibe konuldugu iddiasinin gerçek olmadigini ve iddialarini yazili delille kanitlamasi gerektigini savunarak davanin reddine karar verilmesini istemistir.

Ilk Derece Mahkemesi Karari:

6. Istanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2014/962 E., 2016/515 K. sayili karari ile; kesideci muris … ile davali lehtar …’in kardes olduklari, davali tarafin senedin gerçek bir alacaga istinaden düzenlendigi, murisin sagliginda borçlarinin oldugu ve kendisi tarafindan ödendigi, bu sebeple senedin alindigini savunarak bononun düzenlenme nedenini karz akdine dayandirdigi; menfi tespit davasinda ispat yükünün davali alacakliya ait oldugu, ancak her ne kadar davali alacakli alacagina dayanak olarak takibe konu bonoyu göstermis ise de, davanin mal kaçirma kastina dayali muvazaa nedeniyle bedelsizlik istemi olmasi nazara alindiginda bononun tek basina alacagi kanitlayici vasfinin bulunmadigi ve bononun düzenlenmesine neden teskil eden temel iliskinin baska bir ifadeyle davalinin dayandigi karz akdinin ispatinin gerektigi, 6100 sayili HMK’nin 200. maddesi nazara alindiginda davali tarafin 800.000USD bedelli bonoya dayali karz akdini davaya dayanak bono disinda karz sözlesmesi ile ispat etmesi gerektigi, her ne kadar taraflarin kardes olmasi nedeniyle senetle ispat kuralinin uygulanamayacagi ve tanik dinlenebilecegi savunulsa da, bu yönde davali tarafin tanik beyanlarina dayandigi, artik muris kesideci ile davali lehtar arasinda senet düzenlendiginden ve güven unsuru ortadan kalkmis olmakla, bu miktardaki hukuki iliskinin tanik ile ispat edilemeyecegi; davali lehtarin kesideci muris …’in sagliginda borçlarini ödedigini senetle ispat edemedigi gibi bu sebeple muris ile kesideci arasinda dava konusu bononun düzenlenmesine sebep teskil eden karz akdinin kuruldugunun da yazili olarak kanitlayamadigi, ayrica Nusaybin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/478 E. sayili dosyada açilan muris muvazaasina dayali tapu iptal ve tescil davasinin davanin davaci taraf lehine sonuçlanmasinin akabinde dava konusu bononun takibe konu edilmesi ve bononun tanzim tarihi 01.01.2006 ile vade tarihi 01.10.2011 ve takip tarihleri nazara alindiginda arada bes yili askin bir süre oldugu, muris …’in 29.12.2006 tarihinde vefat ettigi dolayisiyla mevcut durumun hayatin olagan akisina uygun olmadigi, davalinin bu bono nedeniyle muristen ve dolayisiyla davacilardan alacakli olmadigi sonuç ve vicdani kanisina varildigi gerekçesiyle davanin kabulü ile Istanbul 3. Icra müdürlügünün 2011/21507 sayili takip dosyasina konu kesidecisi … lehtari … olan 01.01.2006 tarihli 800.000USD bedelli bono ve takip nedeniyle davacilarin davaliya borçlu olmadiklarinin tespitine, davacilar tarafindan ödenen toplam 121.190,74TL’nin her bir ödeme tarihinden itibaren degisen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalidan istirdadina, davalinin alacagin %20’sine tekabül eden 309.232,35TL kötü niyet tazminati ile sorumlu tutulmasina karar verilmistir.

Özel Daire Bozma Karari:

7. Istanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarida belirtilen kararina karsi süresi içinde davali vekili temyiz isteminde bulunmustur.

8. Yargitay (kapatilan) 19. Hukuk Dairesinin 31.10.2017 tarihli ve 2017/2383 E., 2017/7468 K. sayili karari ile;

“…Dava, 01/01/2006 tanzim 01/10/2011 vade tarihli kesidecisi …, lehtari … olan kambiyo senedi ile borçlu olunmadiginin tespiti istemine iliskindir.

Senet nakten düzenlenmis olup ihdas nedeni davali tarafindan degistirilmemistir. Senede karsi iddianin ispati yine senet ile olur ve açikça muvafakat edilmedikçe tanik dinlenilemez.

Bu durumda kambiyo hukukunun temel prensiplerine göre uyusmazligin çözümlenmesi gerekirken yazili sekilde tanik dinlemek suretiyle hüküm kurulmasi dogru görülmemistir,…” gerekçesiyle karar bozulmustur.

Direnme Karari:

9. Istanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.03.2018 tarihli ve 2018/58 E. 2018/302 K. sayili karari ile önceki gerekçeler yaninda “…Yüksek Yargitay 19. Hukuk Dairesi’nin 17.09.2009 tarihli ve 2009/998 E., 2009/8386 K. sayili ilaminda;

”Senede karsi menfi tespit davasi açildigina göre HUMK’nin 290. maddesi uyarinca senede bagli olan her çesit iddiaya karsi defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini kaldiracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki islemler, ispat sinirindan az bir miktara iliskin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Hükümde öngörülen senede karsi senetle ispat kurali senedin taraflari için geçerlidir. Senedin taraflari kavramina külli halefler yani mirasçilar da dahil oldugundan, mirasçilarin külli halef sifatiyla senede karsi dava açmalari halinde, iddialarini ancak senetle (yazili delille) ispat edebilirler. Ancak, mirasçilar külli halef sifatiyla degil de sadece kendi haklarina dayanarak dava açarlarsa, senede karsi olan iddialarini senet (kesin delil) ile ispat etmek zorunda olmayip, tanikla ispat edebilirler (HGK 21.04.1978, 13-3608/338, HGK 12.04.1985, 4-558/317)” seklinde karar verilmistir.

Her ne kadar Yüksek Yargitay 19.Hukuk Dairesince ”senede karsi yine ispat senetle olur, açikça muvafakat edilmedikçe tanik dinlenemez. Ayrica senet nakden düzenlenmis olup, borcun ihtas nedeni degistirilmemistir. Kambiyo hukukunun temel prensiplerine göre uyusmazligin yazili delil ile kanitlanmasi gerekir.” seklindeki gerekçeye istinaden mahkememiz hükmü bozulmus ise de izah edilen daire karari da nazara alindiginda senede karsi senetle ispat kurali davanin taraflari ve taraflarin halefleri açisindan da geçerli ise de huzurdaki davada mirasçilar halefiyete istinaden dava açmayip kendi haklarina istinaden dava açtiklarindan senede karsi senetle ispat kurali huzurdaki davada uygulanmaz. Ayrica dava muvazaaya dayali senet iptali ve menfi tespit olup, muvazaa her türlü delille kanitlanabilir ve tanik dinlenmesi mümkündür,…” gerekçesiyle direnme karari verilmistir.

Direnme Kararinin Temyizi:

10. Direnme karari süresi içinde davali vekili tarafindan temyiz edilmistir.

II. UYUSMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyusmazlik; bedelsizlik ve muvazaa iddiasiyla açilan bonodan dolayi menfi tespit ve istirdat istemine iliskin eldeki davada, mahkemece tanik dinlenilmesi suretiyle hüküm kurulmasinin isabetli olup olmadigi noktasinda toplanmaktadir.

III. GEREKÇE

12. Uyusmazligin çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile yasal mevzuatin irdelenmesinde yarar bulunmaktadir.

13. Davali tarafindan varligi iddia edilen bir hukuki iliskinin mevcut olmadiginin (yok oldugunun) tespiti için açilan davaya menfi (olumsuz) tespit davasi denir (Kuru, B.: Icra ve Iflâs Hukuku El Kitabi (Kuru-El Kitabi), Istanbul 2013, s. 346).

14. Menfi tespit davasi, 2004 sayili Icra ve Iflâs Kanunu’nun (IIK) 72. maddesinde düzenlenmistir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sirasinda ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadigini ispat için menfi tespit davasi açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakimindan genel hükümlere dayalidir ve normal bir hukuk davasi olarak açilir.

15. Es söyleyisle kendisine karsi icra takibi yapilmis olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemis veya itiraz edilmis olmakla birlikte yerinde görülmemis olmasi sebebiyle icra takibi kesinlesse dahi maddi hukuk bakimindan borçlu olmadigini ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacakliya karsi menfi tespit davasi açabilecegi gibi, böyle bir menfi tespit davasi açmamis ve borcu cebri icra tehdidi altinda ödemis ise ödemis oldugu paranin kendisine verilmesi için alacakliya karsi istirdat davasi açabilir (Kuru, B.: Icra ve Iflâs Hukukunda Menfi Tespit Davasi ve Istirdat Davasi, Ankara 2003, s. 233).

16. Baska bir sekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davasi icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir karari verilmemis olmasi (veya ihtiyati tedbir kararinin kaldirilmasi) nedeniyle, (menfi tespit davasi görülmekte iken) borç alacakliya (davaliya) ödenmis olursa, menfi tespit davasina istirdat davasi olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davasi (kendiliginden) istirdat davasina dönüsür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasina istirdat davasi olarak devam eder (Kuru, B: Istinaf Sistemine Göre Yazilmis Icra ve Iflâs Hukuku Ders Kitabi, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda IIK’nin 72/6 maddesi geregince bedele dönüsen isteminin temeli menfi tespit davasidir.

17. Menfi tespit davasinda ispat yükü, kural olarak davali alacakliya düser; fakat davaciya (borçluya) düstügü hâller de vardir; davaci (borçlu), davalinin (alacaklinin) varligini iddia ettigi hukuki iliskiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki Iliskinin (borcun) hiç dogmadigini ileri sürmekte ise ispat yükü davaliya düser. Çünkü hukuki iliskinin (borcun) varligini iddia eden davali oldugu için, ispat yükü davali alacakliya düser (6100 sayili HMK m. 190; 4721 sayili Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklinin dayandigi senedin karsiliksiz oldugunu ispat yükü, davaciya (borçluya) düser. Bunun gibi, davaci (borçlu), davalinin (alacaklinin) iddia ettigi alacagin ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son buldugunu ileri sürerse, bu iddiayi ispat yükü de davaci borçluya düser (Kuru-El Kitabi, s.370 ilâ 372).

18. HMK’nin 201. maddesinde Senede bagli her çesit iddiaya karsi ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldiracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki islemler ikibinbesyüz Türk Lirasindan az bir miktara ait olsa bile tanikla ispat olunamaz. hükmü düzenlenmistir.

19. Senede karsi ileri sürülen hukuki islemlerin senetle ispati zorunludur (HMK m. 200). Senede bagli olan her çesit iddiaya karsi defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldiracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki islemler, ispat sinirindan az bir miktara iliskin olsa bile tanikla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir.

20. Ancak, HMK’nin 203. maddesinde hangi hâllerde tanik dinlenebilecegi açiklanmis olup,

a) Altsoy ve üstsoy, kardesler, esler, kayinbaba, kaynana ile gelin ve damat arasindaki islemler.

b) Isin niteligine ve taraflarin durumlarina göre, senede baglanmamasi teamül olarak yerlesmis bulunan hukuki islemler.

c) Yangin, deniz kazasi, deprem gibi senet alinmasinda imkansizlik veya olaganüstü güçlük bulunan hallerde yapilan islemler.

ç) Hukuki islemlerde irade bozuklugu ile asiri yararlanma iddialari.

d) Hukuki islemlere ve senetlere karsi üçüncü kisilerin muvazaa iddialari.

e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayici bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir sekilde kayboldugu kanisini kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunmasi hali. seklinde düzenlenmistir.

21. Muvazaali borç senedi düzenlemesi hususunu açiklamak gerekirse, miras birakanin aslinda borçlu olmadigi hâlde lehine yarar saglamak istedigi mirasçisi veya bir üçüncü kisi lehine adi veya ticari borç senedi düzenlemesi mutlak muvazaa niteliginde olup, mirasçilar ödemekle yükümlü olduklari bu senedin iptalini muris muvazaasi hukuksal nedenine dayali açacaklari dava ile isteyemezler (Arslantürk, M.: Muris Muvazaasi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayimlanmamis Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019, s. 90).

22. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliligi borç iliskisinden bagimsizdir (Yargitay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2015 tarihli ve 2013/19-1622 E., 2015/1238 K. sayili karari). Bu nedenle miras birakanin düzenlemis oldugu muvazaali adi veya ticari borç senedi gerekli sartlari haizse geçerlidir (Eviz, E.: Muris Muvazaasi, Yayimlanmamis Yüksek Lisans Tezi, Istanbul 2015, s.122). Bu hâlde mirasçilar, miras birakanin düzenlemis oldugu borç senedinin muvazaa nedeniyle hükümsüzlügünü ispatla yükümlüdürler.

23. Mirasçilar, miras birakanin yapmis olduklari hukuki islemlerde kural olarak halef sifatiyla taraf sayilirlar. Bunun sonucu olarak, mirasçilar ancak miras birakanin sahip oldugu ispat imkânlarindan faydalanabilirler. Ancak, miras birakanin muvazaali borç senedi düzenlemesi, mirasçilar aleyhine bir islem olup, mirasçilar ile miras birakanin hukuki menfaatleri çatismaktadir. Bu nedenle, mirasçilar, muvazaali borç senedinin hükümsüzlügü talebiyle açacaklar davayi üçüncü kisi sifatiyla her türlü delille ispatlayabilirler (Arslantürk, s. 91). Nitekim ayni hususlara Yargitay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1978, 1976/13-3608 E., 1978/338 K.; 12.04.1985 tarihli ve 1983/4-558 E., 1985/317 K. sayili kararlarinda da deginilmistir.

24. Tüm açiklamalar isiginda somut olay degerlendirildiginde;

Davacilarin miras haklarini almalarini engellemek amaciyla düzenlendigi ileri sürülen bono nedeniyle açilan menfi tespit ve istirdat istemine iliskin eldeki davada, HMK’nin 201. maddesi uyarinca senede bagli olan her çesit iddiaya karsi defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldiracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki islemler, ispat sinirindan az bir miktara iliskin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Ancak hükümde öngörülen senede karsi senetle ispat kurali senedin taraflari için geçerlidir. Senedin taraflari kavramina külli halefler yani mirasçilar da dahil oldugundan, mirasçilarin külli halef sifatiyla senede karsi dava açmalari hâlinde, iddialarini ancak senetle (yazili delille) ispat edebilirler. Ne var ki, eldeki davada oldugu gibi mirasçilar küllî halef sifatiyla degil de sadece kendi miras haklarina dayanarak dava açarlarsa, senede karsi olan iddialarini senet (kesin delil) ile ispat etmek zorunda olmayip, muvazaa iddialarini HMK’nin 203/d maddesi geregince tanikla ispat edebilirler.

25. Yargitay Hukuk Genel Kurulunca yapilan görüsmeler sirasinda, eldeki davada muvazaa iddiasinin hukukî temelinin bulunmadigi ve davanin bedelsizlik iddiasina dayali oldugu, davaci mirasçilarin kendi haklarina dayanarak böyle bir davayi açamayacaklari, dolayisiyla tanik dinlenilerek hüküm kurulmasinin mümkün olmadigi, bozma kararinin yerinde oldugu, direnme kararinin belirtilen ilâve gerekçe ile bozulmasi gerektigi görüsü ileri sürülmüsse de bu görüs yukarida açiklanan nedenlerle Kurul çogunlugunca benimsenmemistir.

26. Diger taraftan gerekçeli karar basliginda, dava tarihi 06.12.2013 oldugu hâlde 15.01.2018 olarak gösterilmesine iliskin yanlislik, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliginde bulundugundan ayrica bozma nedeni yapilmamistir.

27. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece yukarida açilanan hususlara deginilerek verilen direnme karari usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

28. Ne var ki, Özel Dairece davali vekilinin diger temyiz itirazlari yönünden bir inceleme yapilmadigindan diger temyiz itirazlarinin incelenmesi için dosyanin Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

IV. SONUÇ:

Açiklanan nedenlerle;

Direnme uygun bulunmakla davali vekilinin uyusmazlik noktasina iliskin temyiz itirazlarinin reddine, diger yönlere iliskin temyiz itirazlarinin incelenmesi için dosyanin 11. HUKUK DAIRESINE GÖNDERILMESINE,
6100 sayili Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi geregince uygulanmakta olan 1086 sayili Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarinca kararin tebliginden itibaren on bes gün içerisinde karar düzeltme yolu açik olmak üzere, 18.02.2021 tarihinde oy çokluguyla karar verildi.

KARSI OY

Somut olayda bono 01.07.2012 tarihinden önce düzenlendiginden muvazaa iddiasinin da 818 sayili Borçlar Kanunu (BK) hükümleri gözetilerek çözümlenmesi gerekir.

Uygulamada murisin yaptigi islemler yönünden muvazaa davalari genel olarak muris muvazaasi ve genel muvazaa olarak iki ayri baslikta degerlendirilmektedir.

Muris muvazaasi olarak adlandirilan davalar murisin sagliginda devrettigi tapulu tasinmazlara iliskin olarak açilmakta ve bu davalar 01.04.1974 tarihli 1/2 sayili Içtihadi Birlestirme Kararina göre çözümlenmektedir. Nispi muvazaa niteligini tasiyan bu muvazaada miras birakan gerçekten sözlesme yapmak ve tapulu tasinmazini devretmek istemekte ancak mirasçisini miras hakkindan yoksun birakmak için esas amacini gizleyerek, gerçekte bagislamak istedigi tapulu tasinmazini, tapuda yaptigi resmi sözlesmede iradesini satis veya ölünceye kadar bakma sözlesmesi dogrultusunda açiklamak suretiyle devretmektedir. Burada görünürdeki sözlesme taraflarin gerçek iradelerine uymadigindan, gizli bagis sözlesmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706. Borçlar Kanunu’nun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen sekil kosullarindan yoksun bulundugundan, sakli pay sahibi olsun veya olmasin miras hakki çignenen tüm mirasçilar dava açarak resmi sözlesmenin muvazaa nedeni ile geçersizliginin tespitini ve buna dayanilarak olusturulan tapu kaydinin iptâlini isteyebilirler.

Tapuda yapilan temlikler disindaki islemler yönünden belirtilen 01.04.1974 tarihli 1/2 sayili Içtihadi Birlestirme Karari uygulanamaz. Ancak, böyle hâllerde genel muvazaa hükümlerinin uygulanmasi gerekir.

Genel muvazaa BK 18. maddede düzenlenmistir. Bu maddeye göre;

Bir sözlesmenin sekil ve sartlarini tayininde, iki tarafin gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarini gizlemek için kullandiklari tabirlere ve isimlere bakilmiyarak, onlarin hakikî ve müsterek maksatlarini aramak lâzimdir (BK 18/1).

Yazili borç ikrarina dayanarak alacakli sifatini kazanan baskasina karsi, borçlu tarafindan muvazaa iddiasi ileri sürülemez (BK 18/2).

Muvazaada görünürdeki islem taraflarin iradesine uymadigindan, taraflarin asil olarak yapmak istedikleri ancak gizledikleri islem ise gerekli kosullara uyulmaksizin yapildigindan geçersizdir.

Gizli islemin tabi oldugu bir sekil kosulu yok ise veya var olan bir sekil kosulu mevcut islemde gerçeklesmis ise muvazaanin varligina ragmen bu islemin iptali mümkün degildir. Örnegin tapusuz tasinmazin devri için adi yazili bir senet yapilmis ancak taraflarin asil amaci satis degil de bagislama olsa bile muvazaaya dayali olarak bu islemin iptali mümkün olmayacaktir. Çünkü sözü edilen içtihadi birlestirme karari tapulu tasinmazlarla ilgili oldugundan tapusuz tasinmazlara uygulanmasi mümkün degildir. Genel muvazaaya göre çözümlendiginde de tapusuz tasinmazlar menkul hükmünde oldugundan menkullerde teslim ile mülkiyet geçeceginden gizli islem olan bagislama için de sekil kosulu eksikliginden söz edilemeyecek ve murisin yaptigi bu islemin iptali mümkün olmayacaktir.
Gizli islemin geçerliligi için bir sekil kosulu var ama bu sekil kosulu gerçeklesmemisse bu takdirde muvazaaya dayali iptal tasinir mallarda da söz konusu olabilecektir. Örnegin trafige kayitli bir araç gerçekte bagislanmak istendigi hâlde noterde satis suretiyle devredilmis ise burada muvazaaya dayali iptal mümkündür. Çünkü trafige kayitli araçlar menkul hükmünde olmasina ragmen bagis suretiyle mülkiyetin geçisi için zilyetligin devredilmesi yeterli olmayip noterde bagis isleminin de gerçeklestirilmesi gerekir. Bagis islemi yerine satis gösterilmesi hâlinde bu islem bagis için geçerli sekil kosulunu saglamadigindan iptal söz konusu olabilecektir.

Muvazaa davalari sadece muris islemleri nedeniyle mirasçilar tarafindan açilan davalar olmayip yapilan muvazaali islemden zarar gören üçüncü kisiler tarafindan da açilabilmektedir. Icra Iflas Kanunu 277 vd. maddelerde tasarrufun iptali davalari muvazaanin varligina iliskin karineler içeren özel muvazaa düzenlemeleridir. Alacaklinin tasarrufun iptali davasi yerine BK 18. maddedeki hükme dayanarak genel muvazaa nedeniyle iptal davasi da açmasi mümkündür. Alacaklinin tasarrufun iptali yerine muvazaaya dayali iptal davasi açmasi hâlinde genel muvazaa hükümleri uygulanacaktir.

Murisin muvazaali islemleri tasinir ve tasinmazlarin devrinden baska bir nedenle de olabilir. Örnegin muris bir tasinir veya tasinmaz malini devretmek yerine kendisini borçlu gösteren bir senede imza atmis olabilir. Bu senet aslinda olmayan bir borç için bir miktar paranin bagislanmasi amaciyla verilmis ise burada verilmis ve teslim edilmis bir paradan ve bir bagislamadan söz edilemeyeceginden bu miktarin borçlanilmasi bagislama vaadi niteligindedir.

BK 238. maddede bagislama vaadinin ayni haklar için resmi sekilde yapilmasi bunlarin disinda ise yazili sekilde yapilmasi geçerlilik sekli olarak düzenlenmistir.

Muris ile alacakli arasinda bagislama vaadine iliskin bu sekilde düzenlenmis bir belge yok ise geçerli bir bagislama vaadi bulundugundan söz edilemeyecektir. Ancak bu senet düzenlenmekle birlikte ayrica bagislama vaadini içeren belge de düzenlenmis ise bu senedin muvazaa nedeniyle iptali istenemeyecektir.

Hukuki islemlere ve senetlere karsi üçüncü kisilerin muvazaa iddialarinin tanikla ispati mümkündür (HMK 203/1-d). Üçüncü kisi olmayanlarin ise muvazaa iddialarini yazili delille ispatlamasi gerekir (HMK 200 ve 201).

Mirasçilar murisin külli halefidirler. Bu nedenle murisin hakkina dayali olarak muvazaaya dayanmalari hâlinde külli halef olarak hareket etmis olacaklarindan muvazaa iddialarini yazili delille ispatlamak zorundadirlar. Mirasçilar külli halef olarak hareket etmeyip kendi haklarina dayali olarak dava açmis olmalari hâlinde kendi haklarina dayanmis olacaklarindan bu durumda muris islemi karsisinda üçüncü kisi sayilacaklar ve muvazaa iddialarini tanikla ispatlayabileceklerdir.

Menfi tespit davasina konu edilen bono hamilinin üçüncü kisi olmasi hâlinde 6762 sayili TTK 599. madde hükmü de gözetilmelidir. Bu hükme göre; poliçeden dolayi kendisine müracaat olunan kimse kesideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasinda dogrudan dogruya mevcut olan münasebetlere dayanan defileri müracaatta bulunan hâmile karsi ileri süremez; meger ki, hâmil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararina hareket etmis olsun (TTK 599/1). Bu hüküm bonolar hakkinda da uygulanir (TTK 690). Bu hükümlerin sonucu olarak hamil iyiniyetli üçüncü kisi durumundaysa bonodan anlasilmayan sahsi defiler ileri sürülemeyecek ancak üçüncü kisi degil ise bu defiler ileri sürülebilecektir.

Yukarida yapilan açiklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay degerlendirildiginde davacilar kendilerinin mirastan mahrum birakilmasi amaciyla bononun verildigini ve takibe konuldugunu, bononun gerçek bir alacak borç iliskisine dayanmadigini ileri sürerek menfi tespit davasi açmis olduklarindan murisin hakkina dayali olarak degil kendi haklarina dayali olarak açtiklari bu davada külli halef olarak hareket etmis degillerdir. Bu nedenle muvazaa iddialarini tanikla ispatlamalari mümkündür.

Davaya konu olan ve ciro yoluyla üçüncü kisi eline geçmis bulunmayan bonoda nakden kaydi bulunmakta olup, davali alacakli nakden kaydini talil etmis olmadigindan gerçek bir alacak borç iliskisi bulunmadigini davali borçlu degil davacilar ispatlamalidir. Davacilar bu kapsamda murisin mirasçilarindan mal kaçirmak amaciyla hareket ettigini de ispatlayacaklardir. Zira bu ispatlanmadigi takdirde dogrudan bedelsizlige dayanmis olacaklarindan bedelsizlik iddiasi da murisin hakkina dayali bir dava olacagindan tanikla ispati mümkün degildir.

Somut olayda taniklar dinlenmis ancak murisin mirasçilardan mal kaçirma amaciyla hareket ettigini davacilarin ispatladigina dair bir degerlendirmeye yer verilmeksizin borçlunun gerçek bir karz akdi bulundugunu veya murisin borçlarinin ödendigini yazili belgelerle ispatlayamadigi gerekçesiyle dava kabul edilmistir. Oysa ki elinde bono bulunan alacakli alacaginin varligini bu belge ile ispatlamakta olup bu belgedeki alacagin baska belgelerle de ayrica ispatlanmasi gerektiginden söz edilemez. Tanik beyanlariyla davacilar mal kaçirma amacini ispatladiklari takdirde bu tanik beyanlarinin dogru olmadigini ispatlamak için borçlu baska belgeler sunabilir ise de davacilar henüz üzerlerine düsen ispat yükünü yerine getirmemis ise bonodaki alacagin baska belgelerle ispatlanmasi gerektiginden söz edilemez. Bu sekilde bir kabul bononun yazili delil olma mahiyetine de uygun degildir.

Bononun tanzim tarihi ile vade tarihi arasinda 5 yildan fazla süre olmasinin hayatin olagan akisina aykiri oldugunun kabul edilmis olmasinin da hukuki bir temeli bulunmamaktadir. Bononun davalinin taraf olmadigi baska bir davanin sonuçlanmasindan sonra ortaya çikmis olmasi murisin ölümünden sonra gerçeklesen bir durum iken murisin muvazaasina dayanak alinmasi da mümkün olamayacaktir.

Bu durumda mahkemenin yaptigi delil degerlendirmesi ve vardigi sonuç murisin ileri süremeyecegi sekilde bir bedelsizlik incelemesi niteliginde olup bu inceleme sekline göre tanikla ispat mümkün degildir. Davacilarin iddialarinin bedelsizlik iddiasini da içermesi hâlinde bu iddialarin kambiyo hukukunun temel prensipleri esas alinarak ve senetle ispat kurali gözetilerek incelenmesi ve senede karsi tanik dinlenmemesi gerekir.

Davacilarin muvazaa iddialari yönünden ise murisin gerçek amacinin ileride gerçeklestirilecek bagis için bagislama vaadi oldugunu davacilarin tanik dahil her türlü delille ispatlamasi mümkündür. Bunun ispatlanmasi hâlinde ise gizli islem olan bagislama vaadi, yazili sekilde yapilmamis olmasi nedeniyle geçersiz olacak, görünür islem olan borç tanimasi niteligindeki bono düzenlenmesi ise taraflarin gerçek iradelerine uygun olmadigindan sonuç dogurmayacaktir.

Bu durumda muvazaa iddiasinda ispat yükünün davacilar üzerinde oldugu gözetilerek dosyadaki deliller ve tanik beyanlari bu kapsamda degerlendirilerek öncelikle murisin bagislama vaadi amaciyla hareket edip etmediginin belirlenmesi ve buna göre bir karar verilmesi gerekirken, tanik beyanlari bu yönüyle degerlendirilip davacilarin bu konuda ispat yükünü yerine getirip getirmedikleri saptanmadan, yazili delille ispati gereken külli halef sifatiyla ileri sürülen bedelsizlik incelemesi yapiliyormus gibi degerlendirmelerle, üstelik bu konuda ispat yükü de ters çevrilmek suretiyle sonuca varilmasi dogru olmamistir.

Bu ilave gerekçelerle hükmün bozulmasi gerektigi görüsünde oldugumdan direnme uygun bulunarak dosyanin özel daireye gönderilmesi seklinde olusan degerli çogunluk görüsüne katilamiyorum.